Kararlarınız Karakterinizdir 1

Kararlarınız Karakterinizdir

19 Eylül 2017 tarihinde bir haber yayınlandı. Haberin başlığı şöyleydi: ‘Henüz 30’larında bir milyarder: Elizabeth Holmes’.

Haber dikkatimi çekti, çünkü Amerikalı girişimci Holmes hakkında yapılan bu haberin başlığı hem geçersiz, hem de haberin bitiş cümleleri olan ‘Hala başarı merdivenlerini hızla tırmanıyor’ ifadesi bugünün gerçeklerini yansıtmıyordu.

İronik bir durum vardı bu haberde: Holmes, dürüst olmayan uygulamaları nedeniyle alaşağı edilmişti ve Holmes hakkında haber hazırlayan gazeteci, doğru habercilik ilkelerine aykırılık gösteren bir haber yayınlıyordu. Bu iki durum şu soruyu sormama neden oldu: iyi niyetli insanlar, uygunsuz işlere neden bulaşırlar?

Hikayeyi kısaca anlatmak isterim:

19 yaşındaki Amerikalı Elizabeth Holmes, Stanford Üniversitesi’nde kimya mühendisliği bölümünden ayrılarak, Theranos’u kurar. Amaç, oldukça pahalı ve insan vücudundan çokca miktarda alınarak yapılan kan tahlillerinin yerine yeni bir teknoloji geliştirmektir. Kan damlaları, minik bir iğneyle parmak ucundan alınarak nanotainer ismi verilen mini tüplerde saklanır. Kan tahlilleri aynı zamanda birkaç saat gibi kısa bir sürede sonuçlanabilmektedir. Devrim yaratmaya aday olan bu girişim, $50 milyar değerinde bir endüstriyi tepetaklak etmeye de adaydır. Bu arada, Walgreen şirketini ikna etmeyi başaran Holmes, şirketin 40 lokasyonunda Theranos Wellness Center adı altında hizmet vermeye başlar.

Ticari sır olduğu iddiasıyla, kuruluşundan bu yana Edison adını verdiği bu teknoloji hakkında bilgi vermekten kaçınan Holmes, bir müddet sonra bilim dünyası, iş dünyası ve medya çevreleri tarafından şüpheli gözlere ve sözlere maruz kalır. Holmes’un bu gizemli tutumu giderek merak uyandırınca, Holmes ‘dünyayı değiştiren her yenilik önce baskıya ve eleştiriye maruz kalır’ tadında açıklamalar yapar, sonra da yaptığı işin yenilikçiliğinden dolayı eleştirilidiğini savunur.

Güçlü Değerler ile Zor Kararlar Arasında Kalınca

2016 yılında Stanford Üniversitesi biyoloji bölümünden mezun olan Tyler Shultz, 2013 yılında Theranos’da işe başlar. 8 ay sonra istifa eder.

Shultz, şirketin kullandığı Edison adlı teknolojinin iddia edildiği gibi etkin olmadığını, aynı örneklem üzerinde yapılan testlerde kan tahlil sonuçlarının farklılık gösterdiğini ve tahlillerin geçerliliği ile ilgili sıkıntılar olduğunu fark edince, durumu yönetime iletir. Hem kendi direktörleri hem şirketin CEO’su hem de Holmes’a durumu bildirmesine rağmen, Shultz’un görüşleri dikkate alınmaz.

Oysa Tyler, herhangi bir çalışan da değildir. 27 yaşındaki Tyler’ın büyük babası, Theranos’un yönetim kurulu üyesi ve eski ABD devlet bakanlarından George Shultz’dur.

Tyler, usulsüzlük konusunda yönetimi uyardığında şirketin değeri $9 milyar, Elizabeth Holmes’un serveti $4.5 milyar değerindedir.

Theranos yönetimi Tyler’ın itirazlarına umursamaz davranınca, Tyler çareyi önce yasal mercilere ardından da Wall Street Journal gazetecilerinden Pulitzer ödüllü John Carreyrou’ya Edison teknolojisinin tutarsızlığı ile ilgili bilgi vermekte bulur.

Haberin gazetede yayınlanmasından bu yana işler karışır; davalar peşi sıra gelir, yatırımcılar kandırıldıklarını iddia ederek paçalarını kurtarmaya çalışır, Walgreen Ekim 2015’te sahtekarlık yapıldığı sebebiyle Theranos ile anlaşmasını sonlandırır, $140 milyon zarar davası açar. Holmes’un serveti 2015 yılında $4.5 milyar dolar ile Forbes dergisinde dünyanın en zenginler listesinin başını çekerken, 2016 yılında sıfırlanır. Holmes, 2 yıl boyunca labaratuvar işletmekten men edilir. Theranos merkezini 12 yıllığına kiraya vermek için ilan verir ve kepenk indirmeye hazırlanır.

Elizabeth Holmes, iyi niyetlerle ve insani değerlerle yola çıkarak Theranos adlı bir şirket kurmuş ancak milyarlarını etik dışı uygulamaları sebebiyle kaybetmiş bir girişimci.

Nasıl oluyorda, iyi niyetlerle başlatılan işler, kötü kararların kurbanı oluyor? Nasıl oluyorda, çok şahane dediğiniz insanlar, uygunsuz işler yapabiliyor?

Lucifer Etkisi: İyi insanlar nasıl kötüleşir?

Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü profesörü Philip Zimbardo’nun, sıradan üniversite öğrencilerinin nasıl kötü bireylere dönüştüğünü ortaya koyan 1971 Stanford Hapishane Deneyi kısaca şöyle işler:

Stanford Üniversitesi’ne sahte bir hapishane inşa edilir. 2 hafta sürecek deneyde, 24 kişilik bir erkek grubu gardiyanlar ve mahkumlar olarak bölünürler. Zimbardo da hapisane müdürü olarak görev üstlenir.

Mahkumlar deney süresince gardiyanların emirlerini dinlemekle yükümlüdür. Gardiyanlardan, mahkumlara sözlerini geçirebilmeleri için onlara sert davranabilecekleri söylenir ama şiddete başvurmamaları istenir. Zimbardo, gardiyanları eğitirken onlara şu öğütleri verir: “Mahkumların canını sıkacak şekilde davranabilir, belli ölçüde korku salabilir ve hayatlarının kendi kontrolleri altında olmadığı hissine kapılmalarını sağlayabilirsiniz. Kendilerini güçsüz hissettirmek için, bireyselliklerini çeşitli yollarla ellerinden alın. Böylece güç sizde olacak ve onlar tamamen güçsüz kalacaktır.”

Gardiyanlar, tıpkı gerçek gardiyanlar gibi giydirilir, göz temasına engel olması amacıyla aynalı gözlükler kullanılır. Zimbardo, mahkum konumunda olacakları kendi evleri önünden beklemedikleri bir zamanda tutuklayarak deneye dahil eder. Hapishanedeki her bir hücrede 3 mahkum kalır ve bileklerine zincir vurulur.

Sıradan üniversite öğrencileri sadece birkaç gün içerisinde sadist gardiyanlara ve gitgide korkak, güçsüz ve ürkek mahkumlara dönüşür. Gardiyanların uygulamaları sertleştikçe, çatışma güçlenir. 36 saat sonra mahkumlardan biri çılgın tavırlar sergilemeye başlar.  Sadece gardiyanlar değil, Zimbardo dahi, hedefi doğrultusunda gardiyanların zulümlerini durdurmak yerine teşvik eden kararlar verir. Olay çığırdan çıkmış, her yeri vahşet ve trauma sarmıştır. Zimbardo, kız arkadaşının müdahelesi sayesinde, 6 gün sonra deneyi sonlandırılmak zorunda kalır.

Deneyin sonucunu Zimbardo şöyle açıklar:

iyi insanları kötü bir ortama soktuğunuzda, kötü ortam iyi insanları da değiştirir.”

“kötü ortamlar bundan çıkar sağlayan kişilerce oluşturulur.”

Lucifer etkisi, sistemlerin insanları kontrol etme gücünün tahmin ettiğimizden çok daha yüksek olduğunu ortaya koyar.

Sağlıklı Sistemler, Sağlıklı Bireyler Üretir

Philip Zimbardo, Lucifer etkisine maruz bırakılan insanların bireyselliklerinin yok edilmesini, uyum odaklı hareketin teşvikinin neticelerini, utanç duygusu ve dışlanmışlık yaratmanın etkilerini Hitler örneğiyle şöyle anlatır:

Yahudileri kontrol altına almak için önce medya kontrol edilir ve yahudileri küçümseyen, utandıran bilgiler ortalığa yayılır. Ardından eğitim kontrol altına alınır. Çocuklar, yahudilerin kötü, diğerlerinin daha üstün olduğunu öğreten derslere maruz bırakılır. Utanç duymaları sağlanır. Belli okullara gitme hakkı verilir. Dışlanmışlık hissi yaratılır. Ticaret yapma alanları sınırlanır. Yaşamsal alanlar kısıtlanır. Sadece belli bölgelerde yaşama hakkı verilir.

1961 yılında TV’de ilk defa bir dava yayınlanır. Bu dava, birçok yahudinin ölümünden sorumlu olarak mahkemeye çağırılan Adolf Eichmann isimli Nazi subayının savunmasıdır.  Hannah Arentd isimli New Yorklu bir yahudi gazetecinin ortaya attığı bir görüş ilgi yaratır. Arentd’e göre Eichmann’ın otoriteye bağlı ve sorgulamadan emirlere uymasının sebebi kötü bir insan olması değildir.  Aksine profesyonel kariyer endişesi ve terfi beklentisi içinde olduğundan, verilen emirleri hiç bir muhakeme süzgeçinden geçirme ihtiyacı duymadan uygulamasıdır.

Harvard üniversitesi profesörlerinden Stanley Milgram, işte bu davadan etkilenerek şu soruyu sorar: Sıradan hayat yaşayan zararsız bir insan, başka bir insana ölümüne acı çektirmekte ne kadar ileri gidebilir? Cevabı bulmak için de meşhur Milgram deneyini yapmaya karar verir.

Körü Körüne İtaat Etmek Mümkün mü?

Bu soruyu kendinize sorsanız, muhtemelen mümkün değil der ve kendinizin de kötülük yapmaya muktedir olmadığınız sonucuna varırsınız. En azından Dr. Milgram’ın yaptığı araştırma sonuçları buna işaret ediyor.

İnsanların otoriteyle ilişkisini anlamak amacıyla en etkili deneyi 1961 senesinde Dr. Stanley Milgram yapar. Deneklerin kendi temel değerleriyle çelişen durumlarda otoriteye boyun eğip eğmeyeceklerine bakılır.

Araştırmacı, otoriteyi temsil eder ve emirleri verir. Öğretmen, otoriteden gelen emirleri uygular. Öğrenci, öğretmenden gelen uyarılara maruz kalır.

Öğretmen rolündeki deneğe, deney öncesinde bir şok verilir ve deney sırasında öğrenciye şok verdiğinde çekeceği acı hissettirilir. Öğretmenin sorduğu soruya hatalı cevabı veren öğrenciye, öğretmen elektrik şoku verecektir. Her bir hatalı cevaptan sonra elektrik şokunun şiddeti 15 volttan başlayarak, 15’er volt arttırılır. Gerçekte öğrenci deneklere bir şok uygulanmaz. Hepsi bir rolden ibarettir. Öğretmen, öğrencinin yaşadığı acıyı gördüğünde dayanamayarak deneyi sonlandırmak isterse, araştırmacı öğretmene devam etmesini zorlayacak komutlar verir. Bu komutlara rağmen öğretmen deneyi bırakmak isterse, deney sonlandırılır.

Deneklerin %65’i, insanı öldürmeye yeten şiddetteki 450 voltluk elektriği öğrencilere uygular.

Bu deney, bireyin kendi kararlarının sorumluluğunu başkalarına yükleme eğiliminde olduğunda, kötülük yapabildiğini, aynı zamanda güçlü bir değer sistemi olmadığında muhakeme yeteneğini kaybederek, düzene uyum sağladığını gösterir.

Kariyer Endişesiyle Dolu Hayatlar

Dünyada liderlik eğitimlerine yılda yaklaşık 400 milyar dolar harcanıyor. Şirketlerin yaptığı bunca yatırıma rağmen, yatırımın geri dönüşü oldukça cılız kalıyor. Girişimciler para kazanmaya ve şirket büyütmeye özendiriliyor. Beyaz yakalılar, ünvan almaya ve güç sahibi olmaya teşvik ediliyor.

Öyleyse, bazı sorular sorarak kapatalım Elizabeth Holmes hikayesinin bizlere düşündürdüklerini…

Elizabeth Holmes’u etik dışı davranmaya iten sebep, kariyer endişesiyle dolu bir insan olması olabilir mi?

İşletme sistemlerinin insanı birbirine kıran yönetsel yapısı, insanı insanlığından çıkartan kurum kültürlerinin oluşmasına neden oluyor olabilir mi?

Dayatılan liderlik, başarı, statü ve güç değerleri insanın ve doğanın sürdürülebilirliğinin önündeki en önemli engel olabilir mi?

Tyler Shultz’u davrandığı gibi davranmaya iten neden, lider olma derdinde olmayan bir birey olması olabilir mi?

Temel değerlerinden ödün vermeyecek kadar sağlam karakterli kişilerin Milgram deneyini devam ettirmeme kararı aldıkları söylenebilir mi?

Einstein ‘eğitim bilginin öğrenilmesi değil, düşünmek için aklın eğitilmesidir’ der. Acaba değerleri sağlam, karakteri güçlü bireyler yetiştirmek, muhakeme yeteneğimizi güçlendirmenin temel taşı olabilir mi?

Kendimize ve içinde bulunduğumuz topluma faydalı olmak ve daha yüksek oranda doğru kararlar alabilmek için bizi biz yapan değerleri yeniden gözden geçirmek gerekir mi?

 

BrandMap Dergisi, Fatmanur Erdoğan, Köşe Yazısı, 2018

Screen Shot 2018-04-15 at 02.28.22 Screen Shot 2018-04-15 at 02.28.55 Screen Shot 2018-04-15 at 02.29.06 Screen Shot 2018-04-15 at 02.29.16

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *